Eleştirilmeyen Mükemmel İnsan

goat3281[1]Eleştirilemeyecek kadar mükemmel bir insan yoktur. Tersine insanlar sürekli bir şeyleri yanlış yaparlar. Zeki olanları hatalarını farkeder, şanslı olanları da geri bildirim alır. Aptal olanları ise hiç geri bildirim almadıklarında ne kadar mükemmel olduklarını düşünürler.

Ben eleştiri almayan taraftanım. Bu son derece rahatsız ediyor beni. Birilerinin beni ciddi bir şekilde eleştirmesine, yol göstermesine, her insan kadar, ihtiyacım var. Neden mi? Aklıma Şükrü Kızılot’un  “Azrail değil Cebrail keçi değil koç” başlıklı yazısındaki fıkra geliyor.

 

Neresini Düzelteyim?

Adamın biri "Kurban" konusunu anlatıyormuş:
"Çocuğu olmayan Hazreti Davut, Allah’a dua etmiş ve ‘Yarabbim bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim’ demiş… Dua tutmuş; Davut, kızının adını Ayşe koymuş… Gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş. Hz. Davut kızı yatırmış, tam boğazını kesip kurban edecekken Azrail gökten bir keçiyle çıkagelmiş ve ‘Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et’ demiş…"
Dinleyenlerden biri dayanamamış:
"Yahu bunun neresini düzelteyim… Hz. Davut değil Hz. İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, kurban edilen de keçi değil koç olacaktı!"

Demek ki o kadar çok hata yapıyorum ki insanlar, “Yahu bunun neresini düzelteyim” diyorlar. Belki de sadece ilgilenmiyorlar, zamanları yok diyerek kendimi avutmaya çalışıyorum.

Geri bildirimlerinizi bekliyorum.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: General Tags:

İş Ararken Hedefleri Tutturabilmek

Job InterviewStaj aradığımdan bahsetmiştim.  Ayrıca başarısızlıkların (ve etik ihlallerin) sebebinin hatalı, eksik, çarpıtılmış hedefler olduğundan da bahsetmiştim. Bu nedenle, hatalı bir hedefe doğru gidip gitmediğimi görmek için iş arama sürecinde kendime “Önemli olan iş bulmak mı? ” sorusunu soruyorum.

Hayır, önemli olan iş bulmak değil. Hedefim şöyle: Yaparken her zaman mutlu ya da keyifli olmasam da, yapmaktan zevk alacağım; kendimi ve çalıştığım yeri geliştirebileceğim; sorumluluk  alabileceğim, bu sorumlulukları arttırabileceğim; günlerimi bugün de batmadık, öyleyse alkışlayalım diyerek değil; şunu bunu başardık , öyleyse alkışlayalım diyerek geçirebileceğim; sadece 3 aylık değil, 360 aylık bir iş arıyorum.  ROI hesaplayıp, SWOT analizi yapmayı planlıyorum.  Bu işleri yaparken bir yandan amirime kahve yapıp; bir gözümle de onun yaptığı işleri takip etmeyi planlıyorum.

İş görüşmesindeyken ise “Bu işe başvurmalı mıyım?” diye soruyorum kendime. Çünkü karşımda en azından “Üzgünüz ama biz bunları sağlamayız.” diyebilecek birini bekliyorum.Ancak ne CV’mi ne de önyazımı bir kez bile okumamış insanlar buluyorum. Hangi departmana başvurduğumu bile bilmeden görüşmeye çağırıyorlar (İki defa başıma geldi).

Sonuç olarak doğru olduğunu bildiğim hedeflerden sapmamak için elimden geleni yapıyorum. Ancak bazen bunları aynen korumak mümkün olmuyor. Bundan sonraki amacım sevdiğim bir firmaya her hangi bir şekilde girip yukarıdaki değerleri oluşturabilecek şekilde kendimi ispatlamak. Hedefim halen yukarıdaki değerleri oluşturabilmek. Ancak daha küçük bir kapıdan girmeyi planlıyorum.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: General Tags:

Etik İhlallerin ve Başarısızlıkların Sebebi Hatalı Hedefler

kopya Etik problemlerin en önemli nedeninin hatalı hedefler olduğuna inanıyorum. Eğer öğrencilere hedef olarak sınavları geçmek verilirse, öğrenciler sadece sınavı geçmeye odaklanırlar. Bu nedenle son gün çalışır, kopya çeker ya da sahte raporlar edinirler.

Öğretimin amacı öğretmek değildir. Başartmaktır. Öğrenene bir şeyi başartamayan eğitim ya da bir şeyi başaramayan öğrenci başarısızdır. Sınavlar geçmek için değil; yeterli seviyede öğrenildiğini garantilemek içindir. Yeterli seviyede öğrenmenin amacı da bir şeyleri başarmaktır.

Öğretimin amacı sınavları geçmek ya da diplomayı almak (ya da bir üst okula gitmek) olduğu sürece çekilen kopyaları, aşılan devamsızlıkları, internetten alınan ödevleri garipsemek çok saçma.

Öğretimin bir şeyleri başarmak üzerine olduğunun vurgulanması ve bu duygunun insanlara tattırılması şart. Hem yüksek öğretim de, hem de ilk öğretimde.

Aynı görüşüm satış ekibi için de geçerli. Hedef satış kotasını doldurmak olduğu sürece; satışların karsız olmasından yakınmak saçma.

İnsanların bir şeyleri başarması için öncelikle geçerli hedefler oluşturmak şart.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: General Tags:

IETT Şöförü ve Kulları

MetrobüsPazartesi günü metrobüse bindim. Fazlasıyla kalabalı durakta bir araya süzülüp, araç beklemeye başladım.  Bir araç geldi ama dolu olduğu için çok az kişiyi alıp sıkış-tıkış devam etti. Bir araç daha geldi ancak durakta durmadan devam etti. İleride yolcularını bıraktı ve gitti. Çok az yolcu alabilen ilk araçtan 15-20 dakika sonra iki araç birden geldi. Duraktaki kalabalık aynı anda gelen iki arabaya çullandı ve kendimi istemeden de olsa; iteklenerek araca sokulmuş buldum.

Araçta bir bayan yolcu isyan ediyor: “20 dakikadır araç gelmiyor! Haber verin araç göndersinler!”.  Yerinde ve haklı bir isyan. Ancak şöförün altta kalmak gibi bir niyeti yok: “Bana ne bağırıyorsun! Git evde kocana bağır! Benim işim değil; ara büyükler halletsinler! Çok istiyorsan ara kendin haber ver! Utanmadan yalan söylüyor bir de – durağa girmeden devam eden metrobüsü gösterek – 20 dakikadır araç gelmiyormuş! Bu ne o zaman? 20 dakika o durağa araç gelmese orası ne hale gelir! ” Bayanın bir-iki cümlesine karşılık, şöför yol  boyunca kendi kendine söylendi.

Yapılacak şey garaja bir telefon açıp “Ahmet Bey, Mecidiyeköy durağında yığılma var ek araç göndermeniz mümkün mü?” diyip; bayana da “Kusura bakmayın bir aksaklık olmuş.” demek.

Aynı günün sabahı ise taksideydim. Taksiciler telsiz üzerinden anons yapıyorlar sürekli. “X firmasının otobüsü geldi, 2 araç ihtiyacımız var çabuk olun.”, “Y durağına acil bir araç gerekli yakın olan var mı?”. Hatta birbirlerini azarlıyorlar bazen: “Otobüsün kaçta geleceği belli, niye kimse beklemiyor durakta!”

IETT’nin ciddiği bir değişime ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle şöförün isminin yolcularca görülebilecek bir yerde olması gerekiyor. En azından bir yaka kartı taşımalı şöförler. Ayrıca belediye, şikayeti özendirecek bir kampanya düzenlemeli ve tüm araçlara koyacağı broşürlerle hızlıca şikayet için prosedürü açıklamalı. Ayrıca şöförler güzelce bir eğitimden geçirilmeli. Hakkında şikayet alınan şöförler de bu eğitimlere tekrar tekrar dahil edilmeli.  Son olarak ise geri bildirimin ne kadar önemli olduğu birilerinin kafasına kazınmalı.

Nitekim bir taksici, bir şehirlerarası otobüs şöförü ve bir IETT şöförü benzer okullardan mezun – aynı eğitim seviyesinde insanlar. Ancak rekabet, kurumsal kültür (ya da devlet memuru olmanın dayanılmaz hafifliği), sabit bir maaş güvencesi, zihniyet bozukluğu insanı tıklım tıklım dolu bir araçta bir bayana “git evinde kocana bağır!” diyecek, hatta ulu orta bir yolcuyu “yalancı” ilan edecek kadar düşürebiliyor.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: Personal Tags:

Yetiştirdiklerimiz ve Bizler

Öğretmenler genellikle gençliğin dile önem vermediği; dilin bir ülkenin geleceği olduğunu vurgularlar. Resmi dairelerde çalışan görevleriler nasıl dilekçe yazılacağının bile bilinmediğinden şikayet ederler. Özellikle  öğrenci işleri çok müzdariptir bu dertten: “Üniversite son sınıfa gelmiş bir çocuk nasıl dilekçe yazmayı bilmez!”.

Peki: “Üniversite ‘Yüksekokul Sekreteri’ olmuş birisi nasıl olur da Türkçe bilmez!”

İmla, noktalama ya da dil bilgisi bilmeyen bir arkadaşım; Haziran ayında öğretmen olarak mezun olacak. Muhtemelen yıllar sonra bir yerde isyan edecek: “Dilimizi öldürdüler!”.  Dile, imlaya, diksiyona kendimiz için önem vermesek bile; birilerini yetiştiriyorsak, onlar için önem vermeliyiz. Yoksa yetiştirdiklerimiz bizden ileriye gidemezler. Yıllar sonra kendimizi “gençlik gün geçtikçe yozlaşıyor” derken buluruz.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: Personal Tags:

Anadolu Üniversitesi Kariyer Günleri 2009 Programı

Anadolu Üniversitesi Kariyer Kulübü tarafından organize edilen Kariyer Günleri 2009‘un programı şöyle:

28 Nisan 2009

10:30 – 11:00 : Açılış Konuşması (Prof.Dr.Ömer Zühtü ALTAN) (Salon Anadolu)
11:00 – 12:00 : Prof.Dr.Yılmaz BÜYÜKERŞEN Yılmaz Hocanın Defterinden Kariyer Notları (Salon Anadolu)

12:30 – 13:30 : Ford Otosan (İBF Mezunlarımız) (Salon Anadolu)
13:00 – 14:00 : AvivaSA (Kırmızı Salon)
13:00 – 14:00 : Garanti Bankası (Mavi Salon)

14:00 – 15:00 : Türkiye İş Kurumu (Salon Anadolu)
14:30 – 15:30 : Süremer (Kırmızı Salon)
14:30 – 15:30 : Yorktrade (Mavi Salon)

15:30 – 16:30 : Kariyer.net CEO’su Yusuf AZOZ (Salon Anadolu)

16:30 – 17:30 : Açılış Kokteyli

29 Nisan 2009

10:00 – 11:00 : Arçelik (Salon Anadolu)

11:30 – 12:30 : JCI (Salon Anadolu)
11:30 – 12:30 : ATV – Sabah Grubu (Kırmızı Salon)

13:00 – 14:00 : Finansbank (Salon Anadolu)
13:00 – 14:00 : Philip MorrisSA (Kırmızı Salon)
13:00 – 14:00 : Yapı Kredi Sigorta (Mavi Salon)

14:30 – 15:30 : Eczacıbaşı (Salon Anadolu)
14:30 – 15:30 : Odeon Turizm (Kırmızı Salon)
14:30 – 15:30 : Yapı Kredi Emeklilik (Mavi Salon)

16:00 – 17:00 : Endel Şirketler Grubu (Salon Anadolu)

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: General Tags:

Anfide Bilgi Yardımı Rezaleti!

Yardım

Cuma günü “İletişim” ile ilgili bir dersi dinlerken birden kendimi bir yardım rezaletinin ortasında buldum. Bağıra çağırabilgi dağıtılıyor ve biz bilgi fakirleri havada bu bilgileri kapmaya çalışıyorduk. Birbirini ezenler, fenalık geçirenler, ayak altında kalan çocuklar… Hatta bütün bilgileri ben toplayayım; sonra cuzi bir ücrete satarım diyenler…

Kalabalık bir meydanda, bir belediye çalışanı kamyonun kasasından ekmek fırlatıyordu ve aç-fakir insanlar bu ekmekleri yakalayıp evlerine götürmeye çalışıyordu. Belediye çalışanı, dağıtım bir an önce bitsin diye hızlı hızlı hiç bakmadan fırlatıyordu ekmekleri. O yüzden arkada ya da yanlarda kalanlar evlerine ekmek götüremediler. O arada çıkan kavgalar yüzünden bazı kişiler karakolluk oldu.

Düzeltiyorum: Kalabalık bir anfide, bir akademisyen kürsüden bağıra çağıra bir şeyler anlatıyordu. Biz bilgisiz insanlar da bu bilgileri kapmak için uğraşıyorduk. Akademisyen konuları bir an önce bitsin diye hızlıca anlatıyordu. Bizler de elimize geçeni hızlıca kapmaya çalışıyorduk.

Dersin geri kalanında daha etkin ve mümkün bir yöntem nasıl olabilir diye düşündüm.

Not: Fotoğraf, İnternetHaber‘den alınmıştır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: Personal Tags:

Cansu ve Müzik


Cansu bir otistik. Ama “açık” bir otistik. Gülen, güldüren, eğlendiren, saldırmayan, sevimli…

En önemli meziyetlerinden biri şarkı söylemesi.  Artık yarı-profesyonel bir solist oldu sayılır. Grubuyla birlikte; okul bahçesi törenlerinde, Kuruçeşme Arena’da, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, Türkmax’da “konserler” verdi. Artık hem – piyano – çalıyor hem de söylüyor.

Cansu küçükken konuşmamdan rahatsız olurdu. Ben konuştuğumda huysuzlanır ve “Sus! Bibibi konuşma!” diye azarlardı. Sorunu çok ilginç bir şekilde çözdük. Artık düz konuşmak yerine şarkı söyler gibi söylüyordum ve Cansu hiç kızmıyordu.

Pek çok otistik çocuk gibi Cansu da küçükken sürekli Kral TV izlerdi. Kliplere bayılırdı. Demet Sağıroğlu’nun Arnavut Kaldırımı şarkısına neredeyse tapardı. O şarkı çalmaya başladığında sevinçten kendisinden geçerdi. O zamanlar Youtube olmadığı için istediğimiz zaman çalamazdık. Cansu mutlu olduğu için, bizler de bu şarkıyı çok sevdik.

Cansu çok iyi bir dinleyicidir ve çok iyi bir isim hafızası vardır. Televizyonda yer verilen hemen her şarkıyı bilir.  Test etmek için sık sık “Bu kimin şarkısı?”, “Bu şarkının adı ne?” sorularını sorarız.  Nadir de olsa şarkıyı bilmediği durumlarda ya şarkının içinden bir kelime seçip; tahmin yürütür.

İlk hangi şarkıyı söylediğini hatırlamıyorum ama en çok Ayna’nın – Ölünce Sevemezsem Seni şarkısını söyledi. Yaklaşık 3-4 yıl boyunca sürekli bu şarkıyı dinletti bize.  Sayesinde ailecek depresyona girdik.

Cansu’nun solistlik macerası, kaynaştırma için gittiği ilkokuldaki müzik öğretmenlerinin bir kaç çocuğun bu işe elverişli olduğu keşfetmesiyle başladı. Gitar haricindeki tüm entrumanların – bateri, piyano ve bir yığın sallamalı, vurmalı çalgılar – otistik çocuklar tarafından çalındığı bir orkestranın solisti oldu Cansu.

Bir çocuğa, yeteneğiyle ön plana çıkma şansı verilmesi çok güzel. Bir insanın yapabildiği bir şey için taktir edilmesi, sevilmesi çok güzel. Alkışlanmanın, sevilmenin Cansu’yu ne kadar mutlu ettiğini videolarında görebilirsiniz. Otistikler genellikle ciddi görünürler. Ama Cansu’nun ne kadar mutlu olduğunu görüp de etkilenmemek mümkün mü? Cansu ve grubu konser verirken sadece biz değil; hemen herkesin gözleri yaşarıyor.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: Personal Tags: ,

Web Sitelerinde İletişim

Çalıştığım firmalardan birinin web sitesi hazırlanmıştı. Site, patronun beğenisine sunuldu. Patron tasarımın güzel olduğuna ama bazı eksiklikleri olduğunu vurguladı. Sonra bu eksiklikleri kalem kalem belirtti:

  • Sitede iletişim bilgilerini ilk bakışta görebilmeliyim.
  • İletişim bilgilerininin nerede olduğunu aramak zorunda kalmamalıyım.
  • İletişim bilgilerini bulduktan sonra bunu nasıl kullanabileceğimi düşünmemeliyim.
  • Web sitesinin içerik yönünden zengin ya da fakir olması umrumda değil; müşteriye firmayı aratabilmeli.

direct_communication_marketing1

Firmayı aramayı düşünmeyen bir müşteri bile; web sitesini gördüğünde mutlaka firmayı aramak istemeli derdi. Böylece her istediğine cevap verebilir, ikna edebilir, yönlendirebilirim.

Sonuç olarak:

  • Web sitesinin başlığına (title) firmanın telefon numarası,
  • Sayfanın en can alıcı kısmına “Numaranızı bırakın, sizi arayalım” formu,
  • Navigasyon özelliği bulunan her alana “Bize Ulaşın”, “İletişim” linkleri konuldu.
  • Santral numarası, faks numaraları, direk hatlar, departman dahili numaraları ve e.posta adresleri iletişim sayfasına konuldu.
  • Firmanın adresi de iletişim sayfasına konuldu.
  • Pek çok yere telefon, santral kulaklığı ve benzeri iletişimi çağrıştıran bannerlar konuldu.

Call Me

Tekrar incelediğimizde gözümüze şunlar çarptı:

  • İnsanlar sizi arayalım formunu doldurmaya çekiniyorlardı çünkü SMS ile spam yapmak ya da sürekli aramak istediğimizi düşünüyorlardı. Bunun için formdaki “İsim” alanına “Soyadınızı yazmanız gerekmemektedir.”,  ”Telefon” alanına ise “Cep telefonu numaranızı vermenize gerek bulunmamaktadır.” İnsanlara yakınlarındaki herhangi bir telefon olabileceğini, isimlerini sadece hitap edebilmek için aldığımızı ve asıl amacımızın iletişim olduğunu göstermeye çalıştık.
  • Firmanın adresi yeterince açık değildi. Bu nedenle çeşitli yönlerden tarifler ve Photoshop ile hazırlanmış bir kroki  ile desteklendi. (O zamanlar GoogleMaps yoktu)
  • Spam olmasın diye resim olarak koyduğumuz adresler; e.posta göndermek isteyen kullanıcılar tarafından kopyalanamıyordu. Bu da e.posta gönderme isteklerini azaltıyordu. Bunu önlemek için resim yerine Javascript ile hazırlanmış ve kullanıcıyı rahatsız etmeyen bir anti-spam yöntemi uygulanmaya başlandı.

Sonuç olarak biz istediğimizi aldık. Daha çok aranan, görüşülen, ilgilenilen bir firma haline geldik. (Satışlara ya da kara ne kadar yansıdığı ile ilgili somut bir bilgim yok.)

Yakın zamanda okuduğum çok güzel bir yazıda şöyle diyordu: “Daha çok insan ile iletişim kurmak ve daha çok popüler olmak için kapıları açık bırakmak yetmez. Bir de içeri davet etmek gerekli” [1]

[1] Bu sözün kime ait olduğunu bulamadım bilen varsa ve bildirirse sevinirim.
[2] Görsel http://www.andrewchase.com sitesinden alınmıştır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: Design Tags:

Anadolu Üniversitesi Kariyer Günleri 2009

Kariyer Günleri bu sene Anadolu Üniversitesi Kariyer Kulübü tarafından organize edilecek. Etkinlik, tamamen (katılım, ikramlar,kokteyller) ücretsizdir. Bu seneki sloganları: “Gelecek, bugünden ona hazırlananlara aittir”.

Katılmak isteyenleri 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde, 10:00-18:00 saatlerinde Anadolu Üniversitesi Kongre Merkezi‘ne bekliyoruz. Katılımcılara ayrıca sponsorlar tarafından çeşitli promosyonlar da verilecekmiş.

Katılımcılar:

1 –  Ford Otosan
2 -  Türkiye İş Kurumu (Ankara’dan Uzmanlar)
3 – www.kariyer.net ‘in CEO su Yusuf AZOZ
4 -  AvivaSA
5 -  Süremer (KPSS hakkında…)
6 -  Yorktrade (e-dış ticaret üzerine)
7 -  Arçelik
8 -  JCI ve Girişimcilik
9 -  Finansbank
10 – Eczacıbaşı
11 – Endel Şirketler Grubu
12 – ATV – SABAH Grubu
13 – Philip MorrisSA
14 – Odeon Turizm
15 – Yapı Kredi Sigorta
16 – Yapı Kredi Emeklilik
17 – Garanti Bankası
18 – Secret CV
19 – Mediacat
20 – Wall Street

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogosphere News
  • LinkedIn
  • TwitThis
Categories: General Tags: