Kime Göre? Neye Göre? (2)
Bu yazıyı okumadan önce Kime Göre? Neye Göre? (1) başlıklı yazıyı okumanızı rica ederim.
(…)
Kore savaşında yakalanan Amerikan askerleri kendilerini Komünist Çinlilerin savaş esirleri kamplarında bulmuştur. Çinlilerin esirlere, itaat sağlamak için sert cezaları kullanan müttefikleri Kuzey Korelilerden daha farklı davrandıkları ortaya çıkmıştı. Vahşi yaklaşımlardan özellikle kaçınan Kızıl Çinliler “hoşgörü politikası” dedikleri bir yaklaşım sergiliyorlardı ancak gerçekte bu, esirlerine yaptıkları sofistike psikolojik saldırıydı. Savaştan sonra Amerikalı psikologlar, Çinlilerin programının rahatsız edici başarısı sebebiyle olan biteni anlamak için geri gelen esirleri sorgulamışlardı. Örneğin, Çinliler İkinci Dünya Savaşı’ndaki esirlerin aksine Amerikalıların birbirlerini ele vermelerini sağlamışlardı. bu sebeple kaçış planları çabucak ortaya çıkıyor ve başarısız oluyordu. Çinli kamplarındaki neredeyse her Amerikalı esirin düşmanla o veya bu şekilde işbirliği yaptığı söylenmektedir.
(…)
Örneğin, esirlerden sık sık önemsiz görünen anti-Amerikan veya Komünizmden yana cümleler söylemeleri istenirdi (“Amerika mükemmel değildir” veya “Komünist bir ülkede işsizlik diye bir sorun yoktur” gibi). Küçük talepler yerine getirildikten sonra, esirlerden bu konularla ilgili ancak biraz daha büyük talepler yerine getirmeleri isteniyordu. Bir adamdan, kendini sorguya çeken Çinli ile Amerika Birleşik Devletleri’nin mükemmel olmadığında anlaştıktan sonra neden öyle düşündüğüne dair örnekler vermesi isteniyordu. Açıkladıktan sonra “Amerika’nın sorunları”nın listesini yapması ve altını imzalaması söyleniyordu. Daha sonra diğer mahkumlarla bir aradayken bu listeyi okuması isteniyordu. “Bunlar inandığın şeyler değil mi?” Daha sonra bu listedeki maddeleri daha detaylı açıkladığı bir komposizyon yazması isteniyordu.
Çinliler bu kompozisyonu ve yazanın ismini anti-Amerika radyodan sadece bütün kampa değil diğer mahkumların olduğu başka kamplara ve hatta Güney Kore2deki Amerikan kuvvetlerine yanınlıyorlardı. Bu kişi kendini birden düşmana yardım sağlayan “işbirlikçi” olarak buluyor. Bu kompozisyonu hiçbir tehdit ve zorlama olmadan yazdığının bilinciyle imajını işbirlikçi etiketi ile tutarlı olması için değiştiriyor ve bu da daha ileri seviyede iş birliği yapmasını sağlıyor. Schein’e göre “çok az sayıda kişi işbirliğine karşı koyabilmiş” olsa da “çoğu kişi kendilerine saçma gelen ancak Çinlilerin avantajlarına kullanabildiği şeyler yaparak işbirliği sağlamışlardır. Bu yöntem sorgulama sırasında özellikle itiraf, kişisel eleştiri ve bilgi almak için son derece etkili olmuştur.”
Yukarıdaki bölüm Robert B. Cialdini’nin “İknanın Psikolojisi” isimli kitabından alınmıştır. İlginç bir hikaye ama konuyla ne alakası var? Öncelikle şahsi tecrübem, sorunlar henüz ciddi problemlere sebep olmadığında veya çevre baskısı izin vermediğinde kişisel bunlardan bahsetmek istemezler. Özellikle bir toplantı yapalım, birbirimizi değerlendirelim denildiğinde; Ayşe’nin, Mehmet çok konuşuyor. Deme ihtimali çok zayıftır.
Yaptığımız çalışmada 100 adet form değerlendirmemiz gerekti (“Toplam Form Sayısı = ((Personel Sayısı – 1) + 1) * Personel Sayısı). Bu kadar uğraşmamızın sebebi, kişilere “önemsiz” ve “anonim” kağıtlar üzerinde fikirlerini rahatça belirtme imkanı vermekti. Böylece daha sonra toplantıda: ”Formlarda Mehmet güvenilmezdir demişsiniz. Şimdi neden güvenilmez diye sorduğumuzda, bir şey söylemiyorsunuz. Siz de Mehmet kadar güvenilmez misiniz?” diyerek serzenme imkanımız olacaktı.
Beklediğimiz gibi de oldu. Kişilere fikirlerini rahatça belirtme imkanı verdiğinizde, kişiler kalemim kılıç misali asıyor ve kesiyorlar. Ancak bunu tartışma vakti geldiğinde hissettikleri yoğun rahatsızlığa rağmen “tutarlı” olmak için içindekileri döküyorlar. Bu o kadar fazla avantaj sağlıyor ki; “Mehmet sen güvenilmez biriymişsin, kusura bakma seninle çalışamayız” demenin çok ötesinde

Pazartesi günü metrobüse bindim. Fazlasıyla kalabalı durakta bir araya süzülüp, araç beklemeye başladım. Bir araç geldi ama dolu olduğu için çok az kişiyi alıp sıkış-tıkış devam etti. Bir araç daha geldi ancak durakta durmadan devam etti. İleride yolcularını bıraktı ve gitti. Çok az yolcu alabilen ilk araçtan 15-20 dakika sonra iki araç birden geldi. Duraktaki kalabalık aynı anda gelen iki arabaya çullandı ve kendimi istemeden de olsa; iteklenerek araca sokulmuş buldum.